#SosyalMedyaCanavarı Oğuzhan Saruhan’a Sorduk

Gamze Şakrak
Editör

Gazeteci, eğitmen, dijital danışman ve yeri gediğinde mutfak robotu bile olabilien Oğuzhan Saruhan’a sizler için, dijital dünya hakkında 5 soru sorduk.

– Her şey/konu içerik olarak uyarlanabilir mi?

Yeterli deneyim, etkin izleme ve anlama gücü ve içerik üretilecek mecraları yakından tanıyabilme yetkinliği bir araya geldiğinde doğada her şey veya her konu özellikle dijital platformlar için içeriğe dönüştürülebilir.

Amerikalı film yönetmeni, oyuncu ve iki Oscar ödüllü senarist Quentin Tarantino, gençlik yıllarında video arşivleri adında bir video kiralama dükkanında çalışıyordu. Saplantı derecesinde film meraklısı biri olarak olabildiğince çok film seyredip müşterileriyle tartışıyor ve kiralamaktan hoşlandıkları film türlerine çok dikkat ediyordu. Bir yönetmen olarak bu tecrübenin kararlarını etkilediğini iddia eden Tarantino, İnsanlar bana bir film okuluna gidip gitmediğimi sorduklarında onlara, ’Hayır, filmlere gittim.’ diyorum şeklinde cevap veriyordu. Tarantino’nun filmleri yani içeriği deneyimlerden, izleme ve anlama gücünden beslendi ve en nihayetinde sayısız ödülle ödüllendirildi.

Yaratıcılık birçok insan insan için doğuştan gelen bir beceri değil, çalışarak geliştirilebilen bir kas gibidir. Yaratıcı olmanın gücü eşsizdir. Ama yaratıcı bir kimliğe bürünmek için çok fazla çalışmak gerekir. İnsan hayatındaki birçok şey gibi, yaratıcılık da deneme ve uygulamayla güçlenir.

Yaratıcı olmak sadece yoktan bir şey icat etmek değildir, zaten var olan bir şeyin şeklini değiştirmek, parçalara ayırmak ya da birçok şeyi bir araya getirmektir. Aslında her şey algıladıklarımızla alakalı. Algıladıklarımız ne kadar zengin ve kapsamlıysa beynin kullanabileceği içerik sayısı o kadar artıyor. İnsan beyninin yaratıcı başarısının altında, algıladıklarımızın sürekli başka bilgilerle çakışması yatıyor. Şahit olduğumuz şeyler; kokular, insanlar, arabalar, kitaplar, fikirler, şarkılar, şiirler, hikâyeler, filmler, evler, denizler, yıldızlar, kadınlar, erkekler bunların hepsi beynimizde sürekli yapılandırılıyor. Beynimiz sürekli olarak, deneyimlerimizi yığdığımız depoları dolaşıyor ve içerdiği yaygın bağlantılar aracılığıyla fikirleri birbiriyle ilişkilendiriyor. Hayatımızın her anında beynimiz etrafında algıladıklarımızla zaten bildiklerimizi bir araya getiriyor ve yeni fikirler ortaya çıkarıyoruz. Aslında tecrübe ettiğimiz her şey, fikir üretirken kullanabileceğimiz hammaddeye dönüşüyor. Burada merak duygusunun önemi de ortaya çıkıyor. Tutkulu ve meraklı insanlar, beyinlerini ilgi çekici içeriklerle beslemek için sürekli arayış içinde olurlar ve bu arayış, mükemmel fikirlerin ortaya çıkmasını sağlar. Tutku, tam olarak nereden geldiğini bilmediğimiz ama hissedebildiğimiz görünmez ve etkili bir faktördür

Dünyaca ünlü aktör ve savunma sanatı ustası Bruce Lee’ye göre dört fikir prensibi bulunuyor;

  • İnsanların ihtiyacı olan, çözülmemiş bir sorunu bul
  • Bu sorunun tüm esaslarını iyice öğren
  • Eski bir ilkeye yenilik kat
  • Fikrine inan ve eyleme geç!

Fikrin tanımını yapan ve fikir oluştururken göz önünde bulundurulacak prensipleri ortaya koyan Lee, fikir üretirken izlenecek süreci de beş madde ile sıralıyor;

  • Malzeme topla
  • Verileri iyice özümse
  • Konudan tamamen uzaklaşıp rahatla
  • Fikir geldiğinde onu fark edip karşılamaya hazır ol
  • Fikrini faydalı bir şeye dönüştür ve geliştir

Özetlemem gerekirse, karşılaştığımız, gördüğümüz, izlediğimiz, okuduğumuz, anladığımız ya da algılamada zorluk çektiğimiz her şey veya her konu doğru bir düzleme oturtulur ve doğru yerde, doğru zamanda bir araya getirilebilirse fikre ve daha sonrasında da içeriğe dönüştürülebilir.

-İnternet sayesinde birçok bilgiye ulaşabiliyoruz ancak öğrenmek istediğimiz bilgiyi internette nasıl aratmamız gerekiyor? / İnternette doğru bilgiye nasıl ulaşabiliriz?

Adına dijital çağ dediğimiz bu çağ, yıkıcı bir etki yaratarak her şeyi kökünden değiştirdi. Değiştirip dönüştürdüğü kavramların başında ise öğrenme geliyor. Çok eskiye gitmeye gerek yok. Bundan 15-20 sene önce herhangi bir konu hakkında bilgi almak için kütüphanelere gider, saatlerce vakit geçirirdik. Bugün ise buna gerek yok. Çünkü elimizin altında dünyanın en büyük kütüphanesi olan Google var artık.

Dünyanın bu en büyük kütüphanesi elbette geleneksel kütüphaneler kadar steril değil. Her gün, her saat hatta her saniye milyonlarca kitaba eş değer bilginin yüklendiği bu kütüphanede yalan, yanlış veya manipüle edilmiş sayısız bilgi var ve bu bilgiler bize bir tık mesafe uzaklığında.

Günümüzde bilgi, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar akışkan bir şekilde yer değiştiriyor. Bu koskoca akışkan bilgi parmaklarımızın ucunda. Birkaç parmak hareketiyle dünyanın öteki ucundaki insanlarla iletişime geçebildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Hiç şüphe yok ki dünya gittikçe daha da dijitalleşecek ve yine hiç şüphe yok ki insan formu da bu dijitalleşmeye ayak uydurmaya ve entegre olmaya çalışacak. Dijital dünyada hayatta kalabilmek ve yeni dengelere ayak uydurup nefes alabilmek için bizleri bir tık öteye götürecek bilgileri nasıl öğrenebileceğimizi öğrenmeliyiz. İnternetle beraber bilgi tsunamisine maruz kaldığımız bu çağda bilgiyi bulma becerisi en az bilgiyi kullanma becerisi kadar değerlidir.

Bu beceri kası doğru geliştirilmez ise maalesef bu dijital kütüphane ‘dijital çöplüğe’ dönüşecek. Çünkü MIT’nin araştırmasına göre, yanlış bilgi doğru bilgiden 6 kat daha hızlı yayılıyor ve paylaşılma oranı %70 daha fazla. Mark Twain’in de dediği gibi, “Gerçek, ayakkabılarını giymeden yalan, dünyayı üç kez dolaşır.”

Yanlış bilgiler birbirinden farklı konseptlerle karşımıza çıkabilir. Bu bilgiler genellikle insanların görüşlerini etkilemek ve kafalarını karıştırmak için bilinçli bir şekilde üretilir ve servis edilir. Yanlış bilgiler, ekonomik manipülasyondan kişisel itibar kaybına, insanların oy tercihlerinden sağlık problemlerine kadar birçok farklı alana zarar verebilir.

Peki, kontrolsüz bilgi tsunamisi ve teknoloji çılgınlığının ortasında sahte ile gerçeğin karıştığı bu çağda doğru bilgiye ulaşmak için neler yapabiliriz.

  • Dijital okuryazarlık şart: Akıllı cihazlarla bilgiyi bulma, anlama, üretme ve paylaşabilme becerilerimizi geliştirmeli ve gerekirse bu konuda eğitim almalıyız. Doğru bilgiye ulaşmak için her yaş, jenerasyon ve eğitim seviyesi için dijital okuryazarlık şart.
  • Şüpheci olunmalı: Dijital platformlarda kendi yazdıklarımız dahil her şeye şüphe ile bakmak gerekir. Bilgiyi ilk gördüğümüz anda paylaşmamalı, mutlaka birkaç farklı kaynaktan doğrulatmalıyız. Düşünmeden paylaşmak yanlış bilgi üretenlerin ekmeğine yağ sürmek olur.
  • Doğru insanlar takip edilmeli: Yanlış bilginin eğitimsiz insanlar tarafından yayıldığı konusunda genel kanı vardır ama durum hiç de öyle değil. Analitik yetenekleri yüksek insanlar bilgileri çarpıtmaya, düşük muhakeme kabiliyetlilere nazaran daha meyillidirler. Bu nedenle takip edilen insanların niyetleri doğru ve tarafsız analiz edilmeli.
  • Sorgulama ve eleştiri yapılmalı: Yanlış bilgi üreticileri genellikle siyaset, inanç, futbol gibi birçok kavramlar üzerinden insanların duygularını hedef alır. Bu şekilde bilginin daha fazla yayılması hedeflenir. Sorumlu insanlar bu noktada kendini ve duygularını kullandırılmamalı. Esas olan ne olursa olsun fikrinizin yayılması değil doğrunun yayılmasıdır.
  • Onaylanmış hesaplar takip edilmeli: Özellikle kriz dönemlerinde manipülatif içerik üreten resmi görünümlü birçok hesap türer. Doğru bilgiye ulaşmak için onaylanmış hesaplar takip edilmeli.

-Sosyal medya ile kurumsal bir marka arasındaki duvar nasıl yıkılır?

Sosyal medya, sanal ağların ve toplulukların inşası yoluyla fikir, düşünce ve bilgilerin paylaşımını kolaylaştıran bilgisayar tabanlı bir teknolojidir. Sosyal medya, benzer yaşam tarzlarını paylaşan insanların bağlantı kurduğu ve ufuklarını genişlettiği bir yerdir. Yaşam tarzları somut bir maldır ve geniş bir yelpazeyi kapsar. Sosyal medya, başka hiçbir mecraya benzemeyen bir yaşam tarzını belgeleyebilir. Sosyal medya platformları için insanları olabildiğince konuşturmak için akıllıca tasarlanmış yazılımlardır demek hiç de yanlış bir tanım olmaz. Çünkü bu mecraların tasarımlarından tutun da algoritmalarına kadar bütün sistemleri insanların buralarda daha fazla zaman geçirmesi için optimize edilir. Bu durum hem bir yönetici olarak sizin hem de doğal olarak markanız için muazzam bir fırsat sunuyor.

Markalar, sosyal medya aracılığıyla insanlarla samimi ve kişisel düzeyde bağlantı ve etkileşim kurabilir. Bu da müşteri sadakati yaratır ve paranın satın alamayacağı pazarlama ve reklam türlerini sağlayabilir. Bunu yapabilmek için de markalar, tüketicileri ile aralarındaki tüm perdeleri kaldırmalı ve en samimi duyguları ile onlara seslenmeliler. Bu başarabilmek için de paradigma dönüşümü şart.

Gerçek paradigma dönüşümü ise bir organizasyonun her seviyesinde ayrıntılı bir süreç gerektirir. Şirket yöneticilerin dijitalleşmesi, birkaç sosyal medya hesabı açıp arasıra içerik paylaşmak değil, konumlanan mecranın dinamikleri, tüketicilerin alışkanlıkları ve markanın temsil ettiği markanın vizyonuna göre aksiyon almaktır.

Çünkü sosyal medyanın dili, algoritması, kullanıcıların tüketim davranışları, eğlence yöntemleri gibi birçok şey, marka yöneticilerinin toplantı odalarında konuştukları konulardan çok daha farklıdır. Bu yüzden kurumsal yapının soğukluğunu yıkmak isteyen markalar dijitalde olabildiğince şeffaf ve samimi bir konuşma dili oluşturmalılar.

Gerçek bir hizmet vermek için parayla ölçülüp satın alınamayacak bir şeyler katmalısınız. Bu, samimiyet ve dürüstlüktür.

Douglas Adams

-Sosyal medya tüketilebilir mi?

Sosyal medya platformları yapıları itibariyle tıpkı bir fabrika gibi üretim yapılan yerler. Bacadaki dumanın hiç sönmediği ve milyonlarca farlı içeriğin üretildiği bu mecralarda elbette tarifi imkânsız boyutlarda tüketim de gerçekleşiyor. Yapılan araştırmalara göre, sosyal medya kullanıcılarının sadece %1’i içerik üretiyor, %9’u bu içerikleri beğeniyor, paylaşıyor ya da yorum yapıyor, %90 ise hiçbir katkıda bulunmadan sessizce duruyor. Fakat Dünya Ekonomi Forum’un verilerine göre, 2024 yılına geldiğimizde dünyada her gün 149 zettabyte veri oluşturulacak. (1 zettabyte= 1.000.000.000.000.000.000.000 byte)

Sadece Youtube’a, bir dakikada 400 saat uzunluğunda video yükleniyor ve her gün 5 milyar video izleniyor. Bu videoların saat olarak karşılığı ise 1.000.000.000 (bir milyar) saat. Bir milyar saat ise = 100 bin yıl. 2021’in ilk yarısında Netflix’in 117 milyon abonesi her gün 140 milyon saat içerik izledi. Twitter’da ise her bir dakikada 575 bin Tweet paylaşılıyor. Son döneminde popüler sosyal medya uygulaması Tiktok’ta kullanıcılar dakikada 167 milyon video izliyor.

Tüm bu istatistikler gösteriyor sosyal medya dediğim içerik fabrikası üretimin de tüketimin de bir an olsun kesintiye uğramadığı kanallar.

Özetlemek gerekirse, yeni çağ insanları ateşe odun taşımaya devam ettiği sürece duman hiç bitmeyecek ve üretimle tüketim arasındaki döngü sonsuza kadar devam edecek.

-Rakibimi nasıl alt ederim?

Dijitalde akıllıca hareket etmek isteyen marka veya kişiler rakiplerini alt etmeyi düşünmek yerine rakiplerden öğrenmeyi tercih etmeliler. Schimitt’in dediği gibi, ‘rakip’ düşman değildir. Rekabet etmenin sözcük anlamı birlikte koşmaktır. Bir hedef için yarışmaktır.

Sosyal medyada fark yaratmak için, rakiplerle kafes dövüşü yapıp onları alt etmemize gerek yok. Sosyal medyada fark yaratmak isteyen markaların da başarılı olmak için dört temel öğeye ihtiyacı var:

  1. Mecraları tanımak
  2. Özgün ve yalın dil kullanmak
  3. Hedefe uygun içerik üretmek
  4. İstikrarlı olmak

Yukarıdaki dört öğe, sosyal medyada başarılı performans sergilemek isteyen tutkulu markaların yol göstericisi olacak.

Konumlanacağınız mecrayı doğru belirlemek ve mecraya uygun hareket etmek sosyal medya başarısındaki kritik noktaların başında gelir. Büyük kitlelere fikirlerini iletebilecek bir marka olarak bulunacağınız mecraları doğru seçip, o mecranın dinamiklerine göre hareket edip, fayda yaratan, özgün içerikler üretmelisiniz. Bütün sosyal medya platformlarında olmak zorunda değilsiniz ama bulunduğunuz platformu etkili kullanmalısınız. Çünkü sosyal medyada başarı, çok platformda olmakla değil, bulunulan platformda etkili performans göstermekle gelir. Ve sizi başarıya götürecek en kritik konu ise istikrar. Dijital dünyanın Usain Bolt’u olmak istiyorsanız pes etmemeli, başarılı olana kadar koşmalısınız.

Paylaş

Benzer Yazılar

Futbol ve Reklam: Birlikteliğin Gücü

Futbolda normal sezonun bitmesinin ardından gözler takıma yapılacak takviyelere çevrilir. Kulübün, medyanın ve taraftarın etkin...

8 Temmuz 2023

Netflix: Sinema ve DVD Alışkanlıklarını Değiştiren Devrimci Platform

Herkesin sinemalara gittiği, DVD satın aldığı bir devirde Netflix nasıl tüm alışkanlıkları değiştirdi? 1997 senesinde,...

2 Temmuz 2023

Devrimin Habercisi: Apple Vision Pro

Yapay zekanın hayatımıza etki eden birçok noktasından bahsettik. Chat-GPT, oyunlar vs. derken bir de yapay...

6 Haziran 2023

Beraber Çalıştığımız Markalar

Bi' merhaba deyin

E-posta gönderin veya iletişim formumuzu doldurun.
Size en kısa zamanda dönüş yapalım.

İletişim formu